Kelebek
- Ahmet Yagci
- 15 Oca
- 2 dakikada okunur

Kuantum fiziği ile tanışmam hayatımı değiştirdi diyebilirim. Klasik fizikte bir şey ya vardır ya yoktur. Kuantumda ise bir parçacık, ölçülene kadar birden fazla durumda olasılık olarak bulunur. Dolayısıyla insan zamandan bağımsız var olan sonsuz olasılıklar içerisinden seçtiği gerçekliği yaratır. İnsanın elinde bir anlamda hiçbir şey yok. Yalnızca şahit olmak istediği gerçekliği deneyimleyebildiği bir evrende esasen maddi anlamda bir insan da yok. Madde dediğimiz şey enerjinin bir gözlemci vasıtasıyla büründüğü sanal görünüm. Asıl olan ise enerji. Bu enerjiyi maddeye çeviren gözlemci etkisi ise insandaki bilinç. Bilinç deneyimlemek istediği gerçekliği var ediyor. Yani bilinç tercih yaptığında enerji parçacıklarının dalga fonksiyonu çökerek olasılıklar ortadan kalkıyor ve parçacık tek bir durumda ortaya çıkıyor. Bu anlamda insan dediğimiz Ruhtan gelen öz olan bilinç, sistemle etkileşim kurmak zorunda. Buna da dünya hayatı diyoruz. Evren adeta devasa bir kuantum bilgisayarı gibi hareket ediyor. Çift yarık deneyleri ile ispatlanmış kuantum fiziğinin detaylarını anlatmak derdinde değilim esasen. Derya deniz bir konu kuantum fiziği. Hem bilim hem de felsefe. Varoluşu en net açıkladığına inandığım bilimin yıllardır örtülü olarak aktarıla gelen kadim bilgiler, Tanrı’nın son ve kesin mesajı Kur’an ile bire bir örtüştüğü ve kavuştuğu bir alan.
Tırtılın içinde ise kelebek yoktur. Ama kelebek olma ihtimali vardır. Biyolojide “hayal hücreleri” diye bir kavram var. Tırtılın içinde sessizce duran, görünmeyen ama geleceği taşıyan hücreler bunlar. Koza evresinde ise her şey çözülür ve eski yapı dağılır, alışıldık olan yok olur. Ve tam da o belirsizlik anında hayal hücreleri devreye girer. Yıkımdan yeni bir düzen kurarlar. Her tırtıl kelebek olmaz. Kelebek olup uçmak için hayal etmek gerek. Kelebeği mümkün kılan şey ne motivasyon konuşmalarıdır ne de daha çok çaba. Onu mümkün kılan şey, eski formdan vazgeçmeyi kabul etmesidir. İş hayatında da gerçek dönüşüm çoğu zaman böyle olur. Yeni bir rol, yeni bir strateji, yeni bir seviye... Önce eski kasların çözülmesini ister. Beklediğiniz değişim ise her an mutlak olasılık olarak duruyor, yeter ki siz gözlemci olmak isteyin. Hayal kurmak ile başlar her şey. Hayal kurduğunuz an içinizdeki o değişim için bekleyen hücreleri uyandırırsınız. Var olmak bu anlamda hayal kurmak değil de nedir? Gerçekliğin ne olduğundan çok bilinip bilinmediğine tepki verdiğini asla unutmayın. Eğer uçmak istiyorsanız kim olduğunuzun ve istediğiniz her şeyi yapabileceğinizin farkına varın.
Max Planck, Albert Einstein, Niels Bohr, Werner Heisenberg, Erwin Schrödinger, Max Born ve aklıma gelmeyen niceleri. Onlar uçmak isteyen fizikçilerdi. Kuantum gerçekliği üzerinde yaptıkları araştırmalar kendinin farkında olmadan yeryüzünde dolanan Adam’ı kendi bilinci ile tanıştırdılar. Ne mutlu onlara. İnsanlıktaki hayal hücrelerini uyandırdılar. İnsanlığın yeni bir bilince evrilmesine vesile oldular. Peki Adam eski formundan vazgeçmeyi kabul edecek mi? Ünlü şair ve yazar William Shakespeare’nin başyapıtında Hamlet, kendi varoluşunu, eylemlerini ve hayatın anlamını sorgularken bu ünlü monoloğu söyler:
“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu”
Olmak mı istiyorsunuz? O zaman olun. Olasılıklar bulutu içinde yaşadığınızın farkındalığına uyanın. Olmak yolundaki yol elbette kolay değil. Gözlemin başlattığı varoluşu eylem tamamlar. Eylem olmadan eksiktir varoluş. Çaba olmadan hayali nasıl varlık sahnesine taşıyabilirsin ki? Hayal etmek mucizeye açılan bir kapı ise çaba ve gayret de kapının ardındaki alemi size gösteren gözlerdir.
Her tırtıl kelebek olmaz.
Siz olun.




Yorumlar